Gaziantep BİM 5. İDD 2019/3345 E. 2020/825 K.

29-10-2021

Özeti: Milli Savunma Bakanlığı ile akdedilen sözleşme ile Tugay Komutanlığı emrinde sözleşmeli uzman erbaş olarak görev yapan davacının, sözleşmesinin feshedilmesine dair işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır. Davanın süre aşımı yönünden reddi yönünde İdare Mahkemesi'nce verilen kararın; davacının hain darbe girişiminin yapıldığı gün sırf özel şoförü ve koruması olduğu komutanına refakat etmesi sebebiyle apar topar gözaltına alındığı ve hiçbir savunma hakkı tanınmaksızın tutuklanması yönünden karar verildiği ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir. İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun ilgili maddesinde Bölge İdare Mahkemesinin yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar vereceği hükmü yer almaktadır. İstinafa konu mahkeme kararı usul ve hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından istinaf başvurusunun reddi gerekmektedir.

İSTEMİN ÖZETİ: Milli Savunma Bakanlığı (Kara Kuvvetleri Komutanlığı) ile akdedilen sözleşme ile ..... 20. Zırhlı Tugay Komutanlığı emrinde "Sözleşmeli Uzman Erbaş" olarak görev yapan davacının, sözleşmesinin feshedilmesine dair 26.07.2016 tarih ve … Sayılı Kara Kuvvetleri Komutanlığı ..... 20. Zırhlı Tugay Komutanlığı işleminin iptali istemiyle açılan davada, davanın süre aşımı yönünden reddi yönünde Şanlıurfa 1. İdare Mahkemesi'nce verilen 27/12/2018 tarih ve E: .. K: … Sayılı kararın; davacının hain darbe girişiminin yapıldığı gün sırf özel şoförü ve koruması olduğu komutanına refakat etmesi sebebiyle apar topar gözaltına alındığı ve 16/07/2016 tarihinde hiçbir savunma hakkı tanınmaksızın tutuklanması yönünden karar verildiği, bunu müteakip Kara Kuvvetleri Komutanlığı ..... 20. Zırhlı Tugay Komutanlığı tarafından … Ks. Uzman Erbaş Sözleşme Feshi konulu yazı ile sözleşmesi feshedildiği ve bu karar davacı cezaevinde tutuklu kaldığı süreçte kendisine hiçbir şekilde bilgilendirme yapılmadan usulsüz bir takım evraklar imzalatılmak suretiyle usulsüz bir şekilde tebliğ edildiği, davacı hakkında sözleşme feshine konu eylemler nedeniyle Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği ileri sürülerek kaldırılması istenilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ: Savunma dilekçesi verilmemiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 5.İdari Dava Dairesi'nce 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17/2. maddesi uyarınca duruşma yapılmasına gerek görülmeyerek, dava dosyası 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45.maddesi uyarınca incelendikten sonra işin gereği görüşüldü:

KARAR: 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun ''İstinaf'' başlıklı 45. maddesinin 3. fıkrasında, "Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir." hükmü yer almaktadır.

SONUÇ: İstinafa konu mahkeme kararı usul ve hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığından istinaf başvurusunun reddine, istinaf aşamasında yapılan ve aşağıda dökümü gösterilen 194,80-TL yargılama giderinin başvuruda bulunan üzerinde bırakılmasına, fazladan yatırılan 44,40 TL karar harcının istemi halinde ilgiliye iadesine, posta gideri avansından artan miktarın istinaf talebinde bulunan tarafa karar kesinleştikten sonra re'sen iadesine, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay'a temyiz yolu açık olmak üzere 10/06/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY:

Anayasa'nın 40. maddesinin 2. fıkrasında, "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." hükmü yer almış olup, lafzından da anlaşılacağı üzere bu düzenleme emredici nitelik taşımaktadır.

Keza; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin 1. fıkrasında da, “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. …” temel düzenlemesine yer verilmiştir.

Öte yandan; Anayasa'nın "Yargı yolu" başlıklı 125. maddesinin 3. fıkrasında ise "İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar." hükmüne yer verilmiştir. Benzer bir şekilde 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde de, özel yasalarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay ve idare mahkemelerinde dava açma süresinin altmış gün olduğu; idari uyuşmazlıklarda bu sürenin yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı hükmüne yer verilmiştir.

Diğer taraftan; mahkemeye erişim hakkının uyuşmazlık konusu olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, bazı sınırlamalara tabi olabildiğini, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiğini, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde Sözleşmenin 6/1. maddesiyle bağdaşabileceğini, bu ilkelerden, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir geniş yorumdan kaçınmaları gerektiği belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi de;

A-)Başvuru Numarası: 2012/660 Sayılı kararında, "...mahkemeye erişim hakkı, adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biridir. Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız hale getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ne var ki, öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekmektedir.

Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında Devletin işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade edilmiştir. Anayasa'nın 125. maddesinin üçüncü fıkrasında da idarî işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı açık bir şekilde hükme bağlanmıştır....Mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir esneklikten kaçınmaları gereklidir.

İdari işlemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari davaların açılma süresi kanunlarla düzenlenmiş; Anayasa'nın 125. ve çeşitli usul kanunları uyarınca bu sürelerin işlemeye başlaması yazılı bildirime bağlanmıştır.

Yazılı bildirim esasının anayasal kural olarak düzenlenmesinin temel amacı, idari işlemler karşısında kişilerin hak ve çıkarlarının yargısal yolla korunması; bunun sağlanması için de dava açma hakkının kullanılmasının anayasal güvence altına alınmasıdır. Başka bir ifade ile yazılı bildirim, özellikle kişilerin menfaatlerini ihlal eden idari işlemlere karşı dava açma hakkının kullanılmasında ortaya çıkmaktadır.

Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel haline gelmeleri durumunda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır",

B-)Başvuru No:2013/8896 Sayılı kararında, "Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya da hatalı hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekir (Garanti Bankası A.Ş., B. No: 2013/4553, 16/4/2015, § 42).

AİHM, süre koşulu gibi dava açmaya ilişkin usul koşulları birden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte ise mahkemeye erişim hakkı kapsamında o yorumlardan birinin davayı açmak isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı bir şekilde kullanılmaması veya söz konusu koşulların katı bir uygulamaya tabi olmaması gerektiğini ifade etmiştir (Beles/Çek Cumhuriyeti, B. No: 47273/99, 12/11/2002, § 51; Tricard/Fransa, B. No: 40472/98, 10/7/2001, § 33). Bu bağlamda son zamanlarda Danıştay, dava açma sürelerine ilişkin mevzuatı yorumlarken Anayasa'nın 36. ve 40. maddelerini birlikte değerlendirmekte ve idarece tesis edilen bir işlemde başvurulacak merci ve süresinin gösterilmediği hâllerde yazılı bildirimin süreyi başlatmayacağı yönünde kararlar vererek bu konuda katı bir yorum yapmaktan kaçınmaktadır

Somut olayda başvurucu, adına kesilen para cezasına ilişkin tebligatta hangi yargı yoluna ve hangi sürede başvuracağının belirtilmediğini, idari yargı kolundaki genel dava açma süresi olan altmış günlük süre içinde İdare Mahkemesine dava açtığını, İdare Mahkemesi'nin görevsizlik nedeniyle davayı reddederek dosyayı Vergi Mahkemesine gönderdiğini, Vergi Mahkemesi'nin ise otuz gün içinde açılmadığı gerekçesiyle davayı reddettiğini, yabancı uyruklu olduğu için son derece karmaşık olan mevzuatı tam olarak bilemeyeceğini ileri sürmüştür. 39. İdari işlemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı, düzenli ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari davaların açılması kanunlarla belli sürelere bağlanmıştır.

Ancak dava açma süresinin başlangıcı, dava açılmadan önce tüketilmesi zorunlu idari başvuru yolunun bulunup bulunmadığı, başvurulacak merci gibi konularda mevzuatta dağınık bir şekilde bulunan hükümlerin özellikle yabancı uyruklu kişilerce bilinebilmesi, süresi içinde ve doğru merciye dava açılması çoğu zaman mümkün olmamaktadır.

Dava açma sürelerini düzenleyen, son derece karışık ve dağınık olan bir mevzuatın aşırı şekilci (katı) yorumu, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

Özellikle başvuru mercii ve süresi gösterilmeyen işlemlerle ilgili davalarda mahkemelerin usul kurallarını yorumlarken mahkemeye erişim hakkının özünü zedeleyecek şekilde katı yorumdan kaçınmaları gerekir.

Kaldı ki Anayasa'nın 40. maddesine “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” ilave edilen hükümle, somut olaylarda ilgili kişiler hakkında tesis edilen işlemlere karşı başvurulacak kanun yolları ve merciler ile sürelerin belirtilmesi zorunluluğu vardır ve bu hususlara ilişkin olarak her kanunda özel bir düzenleme yapma yükümlülüğü bulunmamaktadır (AYM, E.2004/84, K.2004/124, 8/12/2004).

Açıklanan nedenlerle başvurucunun, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir." ifadelerine yer vermiştir.

Böylelikle, tebliğ yapılmadan ve dolayısıyla başvuru yolu ve süresi gösterilmeden, yani açıkça Anayasa'nın emredici hükmüne aykırı olarak tebliğ edilen idari işlemlere karşı açılacak davalarda süreye ilişkin usul kurallarının birebir uygulanmasının mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmesine yol açacağı açıktır. Bir başka ifadeyle, Devlete yüklenen bir görevin yerine getirilmemiş olmasının sonucu olarak ve yanı sıra, mevzuattaki dağınık hükümler ile sürelere (başvuru üzerine sürenin durup-durmaması, başvuruya verilen cevap sonrasında sürenin ne şekilde işleyeceği vb) ilişkin teknik detaylar sebebiyle ortaya çıkacak hak kayıplarına ilgililerin katlanmasının beklenmemesi gerektiği anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlıkta da; dava konusu işlemde ve 09/09/2016 tarihli tebliğde Anayasanın açık emrine aykırı olarak başvuru yolu ve başvuru süresi gösterilmediğinden, usule ilişkin bir hukuka aykırılık bulunmuyorsa işin esasına geçilmek suretiyle bir karar verilmesi için dosyanın Mahkemesine iade edilmesi gerektiği görüşüyle, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.

Öne Çıkanlar