İstanbul BAM 40. H.D. 2021/808 E. 2021/992 K.

16-10-2021

Özeti: Davacılar murisi %100 kusuru ile geçirmiş olduğu tek taraflı trafik kazası sonucu vefat etmiş, davacılar destekten yoksun kalmış olmaları sebebiyle Güvence Hesabından talepte bulunmuşlardır. Hükme esas alınan bilirkişi raporu tebliğ edilen davalı tarafça aktüer hesap raporunun hesaplama yöntemine ve desteğin anne ve babasına pay ayrılması gerektiği yönünde itirazda bulunulmamış, tazminattan Güvence Hesabının sorumluluğunun olmadığı ve davacı eşin rapor tarihinde evlenmiş olması ihtimaline göre güncel nüfus kayıtlarının dosyaya kazandırılması gerektiğine yönelik talepte bulunulmuştur. Bu itibarla, davalı tarafın anne ve babaya pay ayrılması gerektiği yönündeki istinaf itirazlarının incelenmesine imkan bulunmadığı değerlendirilerek istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

DAVANIN KONUSU: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

KARAR TARİHİ: 16/06/2021

Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: 22/04/2011 günü ... sevk ve idaresindeki ... plakalı motosikletle seyir halindeyken meydana gelen tek taraflı ölümlü trafik kazası neticesinde müvekkillerinin eşi/babası ... vefat ettiğini, sürücü ... idaresindeki ... plakalı araca ait herhangi bir poliçe tespit edilemediğinden davanın Güvence Hesabına yöneltildiğini, müvekkillerinin müteveffa ... desteğinden yoksun kaldıklarını belirterek, ... için şimdilik 100'er TL'nin davalıdan alınarak müvekkillerine ödenmesini, hükmedilecek tazminata kaza tarihinden itibaren avans faiz işletilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı itirazında bulunarak, dava öncesi vekil eden kuruma başvuruda bulunulduğunu, ödeme talebinin haklı olarak reddedildiğini, alacaklı ve borçlu sıfatı birleştiğinden vekil edenin sorumluluğu bulunmadığını, olayın tek taraflı kusur sonucu meydana geldiği ifade ederek davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesi davanın kabulü ile davacı ... için 40.038 TL; davacı ... için 159.961,12 TL tazminatın tahsiline karar vermiş, karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davalı vekili istinaf başvurusunda; KTK ve ZMSS Genel Şartları gereğince müteveffa sürücünün çalıntı araç kullandığını ve sürücünün %100 kusuruyla kazanın meydana gelmiş olması değerlendirildiğinde, davanın reddi gerektiğini, olayda iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, destek paylarının hatalı hesaplandığını beyan ederek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının, HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmek üzere kaldırılmasına, ve davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekilince temyiz başvurusunda bulunulmuştur. Temyiz incelemesi sonucu Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2020/1799 Esas ve 2021/2253 Karar sayılı ilamıyla: "... somut olayda işletenin sorumlu tutulamayacağı ve aracın trafik sigortasının da bulunmadığı dikkate alındığında davacıların zararlarının Güvence Hesabının sorumluluğu kapsamında kaldığı, kaza tarihi itibari ile davacıların 3. kişi olup desteğin kusurunun davacılara yansıtılamayacak olması gözetildiğinde, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusunun reddi ile işin esasına girilerek davalı vekilinin diğer istinaf nedenlerinin incelenerek hasıl olacak sonuca göre bir karar vermek üzere" Dairemiz kararının bozulmasına karar verilmiş, Dairemizce bozma ilamına uyularak yargılamaya devam olunmuştur. Dava, trafik kazasından kaynaklanan ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 14/2-b ve Güvence Hesabı Yönetmeliği'nin 9/1-b maddesindeki düzenlemeler gereği, davalı Güvence Hesabının sorumluluğu için zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu bulunduğu halde bu sigortası yapılmamış olan bir aracın, üçüncü kişinin zararına sebep olması gerekmektedir.5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 14-2/ç maddesinde de; çalınmış veya gasp edilmiş bir aracın karıştığı kazada, Karayolları Trafik Kanunu uyarınca işletenin sorumlu tutulmadığı hallerde, kişiye gelen bedensel zararlar için Güvence Hesabına başvurulabileceği düzenlenmiştir.Somut olayda; davacılar murisi 22/04/2011 tarihinde, %100 kusuru ile geçirmiş olduğu tek taraflı trafik kazası sonucu vefat etmiş, davacılar destekten yoksun kalmış olmaları sebebiyle Güvence Hesabından talepte bulunmuşlardır. Yargıtay bozma ilamında da değinildiği üzere; kazaya konu aracın trafik sigortasının bulunmadığı ve desteğin bu aracı çaldığından işletenin sorumlu olamadığı konusunda uyuşmazlık yoktur. Yukarıda açıklanan düzenlemelere göre, somut olayda işletenin sorumlu tutulamayacağı açıktır. Motosikletin ZMS sigortasının da bulunmadığı dikkate alındığında davacıların zararlarının Güvence Hesabının sorumluluğu kapsamında kaldığı, kaza tarihi itibarıyla davacıların üçüncü kişi olup desteğin kusurunun davacılara yansıtılamayacak olması gözetildiğinde davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir. Davalı vekilinin zamanaşımına ve desteğin annesine ve babasına pay ayrılması gerektiğine ilişkin istinaf itirazına gelince:6098 Sayılı TBK'nın 49. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, aynı Kanun'un 72. maddesinde haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 2 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerine tabi olduğu düzenlenmiştir.Buna karşılık 2918 Sayılı KTK'nın 109/1 maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak 10 yıl zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Maddenin 2. fıkrasında "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa" ifadesi ile kanun koyucu taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı 3.kişi) yapmış olduğu fiil cezayı gerektiriyor ise uzamış ceza zamanaşımı uygulanacağı ifade edilmiştir.Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin yerleşik uygulamalarına göre; "ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesi sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmıştır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; bunun dışında fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Dahası söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür. (HGK'nun 5.6.2015 gün 2014/17-2198 2015/1495 sayılı kararı ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir.)"Bu çerçevede somut olayda eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 85/1 ve 66/1-d maddelerinde öngörülen ceza zamanaşımı süresi 15 yıl olup bu zamanaşımı süresi dikkate alındığında dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin bu yöne ilişen istinaf itirazı yerinde görülmemiştir. Diğer yandan, HMK'nın 281/1. maddesine göre taraflar, bilirkişi raporunun kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde rapora itiraz edebilirler. Rapora itiraz edilmemesi halinde rapor itiraz etmeyen bakımından kesinleşir (HGK'nın 2013/8-2201 Esas - 2015/1326 Karar sayılı ilamı). Taraflarca bilirkişi raporuna karşı yapılacak itiraz gerekçeli ve sebepleri gösterilecek şekilde olmalıdır. Yine HMK'nın 357. maddesine göre bölge adliye mahkemesince re'sen göz önünde tutulacaklar dışında ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz. Yani yargılamada ileri sürülmeyen hususlar istinaf ve temyiz aşamasında da ileri sürülemez (17.HD'nin 2014/14671- 2016/11974 E.K. sayılı ilamı ile 11.HD'nin 2019/3379-2020/858 E.K. sayılı ilamı). Bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında; hükme esas alınan bilirkişi raporu tebliğ edilen davalı tarafça aktüer hesap raporunun hesaplama yöntemine ve desteğin anne ve babasına pay ayrılması gerektiği yönünde itirazda bulunulmamış, tazminattan Güvence Hesabının sorumluluğunun olmadığı ve davacı eşin rapor tarihinde evlenmiş olması ihtimaline göre güncel nüfus kayıtlarının dosyaya kazandırılması gerektiğine yönelik talepte bulunulmuştur. Bu itibarla, davalı tarafın anne ve babaya pay ayrılması gerektiği yönündeki istinaf itirazlarının incelenmesine imkan bulunmadığı değerlendirilerek istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davalı Güvence Hesabının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b/1 maddesi uyarınca esastan reddine,2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 13.661,94 TL istinaf karar ve ilam harcından davalı tarafça peşin yatırılan 3.415,50 TL'nin mahsubuyla bakiye 10.246,44 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider ve delil avansının karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine,5-İstinaf incelemesi için bir duruşma yapıldığından AAÜT uyarınca belirlenen 2.040 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine,Dair, davacı ... hakkında verilen hüküm bakımından HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca kesin; davacı ... hakkında verilen hüküm bakımından HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliği tarihi itibarıyla iki haftalık süre içinde Yargıtaya temyiz yasa yolu açık olmak üzere taraf vekillerinin yüzüne karşı oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 16/06/2021

Öne Çıkanlar